Finans

Merkez Bankası eski Başekonomisti Kara: Kredilerde gazdan ayağı çekme zamanı geldi

Merkez Bankası’ndaki Başekonomistlik görevinden geçtiğimiz yıl ayrılan Prof. Dr. Hakan Kara’dan kredi artışıyla ilgili çarpıcı uyarılar geldi. Eski Başan Murat Çetinkaya’nın görevden ayrılması sonrasında Merkez Bankası’nı bırakıp Bilkent Üniversitesi’ndeki görevine geri dönenen Hakan Kara, Cumhuriyet gazetesinin sorularını yanıtlarken, “Dış açıkla oluşan kur baskısının enflasyonist süreçle birleşerek sarmala dönüşmemesi için para politikasında daha temkinli duruş ve kredilerde normalleşme gerekiyor” dedi.

Hakan Kara, “Covid sonrasında hızlı kredi artışı ilk planda gerekli bir politikaydı ve bir ölçüde faydalı oldu; ancak bu noktadan sonra riskleri daha fazla artırmamak için kredi büyümesinde gazdan ayağımızı çekme zamanı geldi” dedi. Bu dönemde kurunun şeffaf olmayan yöntemlerle kontrol edilmeye çalışıldığını, Merkez Bankası’nın rezervlerini hızlı bir şekilde kullanıldığını anlatan Kara şunları söyledi:

Sarmala dönüşmemesi için…

“Turizm gelirlerinin geçen seneye kıyasla oldukça zayıf kalacak olması ve hızlı kredi büyümesi nedeniyle yıllık birikimli cari açık Ekim ayına kadar artmaya devam ederek 30 milyar dolara yaklaşabilir. Net sermaye girişinin olmadığı bir dönemde bu durumun hem kur hem de enflasyon açısından yansımaları var. Cari açık ile oluşan kur baskısının enflasyonist süreçle birleşerek olumsuz bir sarmala dönüşmemesi için yılın ikinci yarısında para politikasında daha temkinli duruş ve kredilerde normalleşme gerekiyor. Bunlara ek olarak makro politikaların iletişimi konusunda daha tutarlı bir çerçeve oluşturulmasında fayda var.”

“Sağlık konusunda nispeten başarılı bir sınav verilmesi ekonomiyi uzun süreli tam kapatmadan kısmi kayıplarla ilerleyebilmemizi sağladı. Bu da yıl genelinde iktisadi faaliyetteki daralmayı sınırlayan bir unsur olacak. Öte yandan alınan makroekonomik tedbirlerin yan etkilerini yakından takip etmemiz gereken bir döneme giriyoruz. Kredi genişlemesinde biraz hızlı gittik ve bazı riskler birikmeye başladı. Yılın ilk yarısında cari denge hızla bozulurken enflasyon tekrar yükseldi, uluslararası rezervler azaldı. Bu aşamada para ve kredi politikaları ile verilen destekleri biraz normalleştirmek daha sağlıklı olabilir. Bunun yerine kayıt dışında işini ve gelirini kaybetmiş kesime ulaşacak nokta atış gelir transferlerine ve şirketlerin mali bünyesini iyileştirecek mekanizmalara odaklanmak gerekiyor. Mevcut desteklerin kompozisyonunun bu şekilde gözden geçirilerek yeniden kalibre edilmesi, hem fiyat istikrarı ve finansal istikrar hem de toplumsal refah ve gelir dağılımı açısından daha sağlıklı sonuçlar verebilir.”

“İşsizlik konusunda iyimser olmak kolay değil. Öncü veriler işgücü piyasasında yakın vadede bir iyileşmeye işaret etmiyor. Aslında mevcut konjonktürde işsizlik oranını değil istihdamı izlemek lazım çünkü işgücünden hızlı çıkışlar nedeniyle resmi işsizlik oranları bilgi değerini yitirdi, bu nedenle istihdam oranına bakmak daha doğru olur. Bu şekilde bakıldığında sadece son bir yılda istihdam oranının yüzde 46’lerden yüzde 41’e indiğini görüyoruz. Özellikle uzun süredir işsiz kalanların iş bulma ümidini kaybettikleri için giderek artan şekilde işgücünden çıkmaları kaygı verici. Ayrıca kadınların işgücüne katılım oranı son on beş yıldır ilk defa aşağı yönlü bir eğilim göstererek geçen yıldan bu yana 5 puan düştü. İşgücünden çıkışları standart yöntemlerle tahmin etmek mümkün değil, farklı bir açıklamaya ihtiyaç var.”

Kuru şeffaf olmayan yöntemlerle kontrol etmeye çalıştık

“Krizle birlikte oluşabilecek tahribatın önlenmesi için bütün dünyada olduğu gibi bizde de ekonomiye her türlü para ve kredi desteğinin verildiği, bir nevi ilk yardım müdahalesi gerekiyordu. Bu reçete hızlı bir şekilde uygulandı ve ekonomideki çöküş bir ölçüde bertaraf edildi. Ancak bünyemiz yeterince güçlü olmadığı için bu tedavinin yan etkilerine fazlasıyla maruz kaldık—burada bünye ile kastettiğim enflasyon, tasarruflar ve verimlilik gibi temel iktisadi konulardaki göreli konumumuz. Bu yan etkilerle mücadele etmek için de uzun vadede ciddi maliyetleri olabilecek denenmemiş ilaçları fazla dozda kullandık. Mesela döviz kurunu şeffaf olmayan yöntemlerle kontrol etmeye çalıştık. Merkez Bankasının rezervlerini hızlı bir şekilde kullandık. İç ve dış yatırımcıyı tedirgin eden kısıtlamalar ve işlem maliyetleri uyguladık. Bu uygulamalar ekonomimize dair risk algısını artırdığı için önemli miktarda sermaye çıkışı oldu, dış borçlanma maliyetlerimizi epey arttı. Bir yandan kredileri pompalayıp diğer yandan döviz kurunun dengeleyici olarak çalışmasına izin vermeyince cari denge hızla bozulmaya başladı, bunu engellemek için de ithalatı vergilerle pahalandırmaya çalıştık. Tabi bütün bunlar kısa vadede fayda getireceğine inanıldığı için yapılmış olabilir, ancak toplumun bütününü ilgilendiren bu tür politikaları uygularken uzun vadedeki olası bedeli de hesaba katarak ortak akıl ve istişare ile içeren bir tasarımla hareket etmek daha verimli olur. Diğer türlü bugünün çözümleri yarının sorununa dönüşebilir.”

Swap’ın rezervde gösterilmesi normal ama…

“Uluslararası standartlara göre swaplar merkez bankalarının rezervlerine dahil edilir. Türkiye özeline baktığımızda merkez bankası rezervlerinin önemli bir bölümünün bankalarla yapılan swaplardan oluştuğunu görüyoruz. Swaplar geçici süreli kontrata dayansa da bankaların dış borcunu çevirememesi durumunda bu rezervler merkez bankasından çekilip dış finansman ihtiyacını karşılamakta kullanılabilir. Bu nedenle normal şartlar altında rezerv yeterliliği hesaplarında swap dahil ülke rezervlerine bakmak makuldür. Ancak son dönemlerde brüt rezervin de azalması ve bankalar artı TCMB toplam net döviz pozisyonunun hızlı bir şekilde negatife geçmesi ülkemizin dış finansman ve kur şoklarını karşılama kapasitesine dair kaygıları beslemeye başladı. Bu da risk algısını artırarak devletin ve şirketlerimizin yurt dışı borçlanma maliyetini yükseltiyor. Bu süreçte hem sermaye çıkışı yaşanıyor hem de piyasalarımız dış şoklara karşı daha hassas hale geliyor. Bütün bunların bir maliyeti var. Kısa vadede semptomları gidermek için uzun vadeli riskler biriktiriyor olabiliriz.”

İlgili yazılar