Manşet Video

Prof. Kayıhan Pala: Okulların açılması tartışmalı, devlet okulları sorunlu

Röportaj Sena Tufan

Covid-19 ile ilgili yaptığı uyarılar nedeniyle savcılığın talebiyle hakkında Uludağ Üniversitesi tarafından soruşturma açılan Türk Tabipler Birliği (TTB) Covid-19 İzleme Kurulu Üyesi Prof. Dr. Kayıhan Pala, savunmasında, “Bir bilim insanının kendi bilimsel alanıyla ilgili bilimsel özgürlük kapsamında yaptığı açıklamalar hakkında soruşturma açılamayacağını” belirtti. Ekonomy.TV’nin haberine göre savunmasını Uludağ Üniversitesi Rektörlüğüne veren Prof. Dr. Kayıhan Pala, üniversitenin yetkisizlik talebi vererek dosyayı cumhuriyet savcılığına iade etmesi gerektiğini ilettiklerini kaydetti. Pala, bundan sonra fezlekeyi ve Uludağ Üniversitesi’nin kararını bekleyeceklerini ifade etti.

‘Okulların açılması tartışmaya açık’

Okulların açılmasıyla ilgili tartışmalara da değinen Prof. Dr. Kayıhan Pala, “Türkiye’de ilk vakanın açıklanması ile başlayan süreç hala devam ediyor. Kabaca günde bin vaka ve 20 kişiyi kaybettiğimiz bir seyir ile hastalık devam ediyor. Bu koşullarda şimdiden bir açılma takviminin belirlenmesi bizim açımızdan tartışmaya çok açık. Çünkü önümüzdeki Eylül ayından itibaren, bu hastalığı mevsimsel grip hastalığının eklenmesi olasılığı da var” diye konuştu. Türk Tabipleri Birliği olarak eğitim ile ilgili bir rapor üzerinde çalıştıklarını anlatan Kayıhan Pala şunları söyledi:

Eğitim ile ilgili bir yandan hastalık ile ilgili boyutunu ve eğitimin kendine özgü niteliklerini değerlendirmek zorundayız. Bu ikisini bir araya getirdiğimizde hem mekansal düzenlemeler hem de öğrencilerin, velilerin ve öğretmenlerin hangi koşullarda bir araya geleceği tartışmaya açılmalı. En az iki metre fiziksel uzaklığı koruyacak şekilde bir eğitim ortamının oluşturulup oluşturulamayacağının incelenmesi gerekiyor.

‘MEB’in açıklamaları yeterli değil’

Tek başına uzaktan eğitimin yeterli olmadığını söyleyen Pala, “Pandemi sürerken öğrencilerin eğitimlerinin aksamasını da istemiyoruz. Hem teknolojik olanaklardan hem de yüz yüze gerçekleştirilecek eğitimin nasıl gerçekleştirileceğine ilişkin bu alanda çalışan yetkin insanlar ile ortak tutum belirlemek gerekiyor” dedi. Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) yaptığı açıklamaların yeterli olmadığını belirten Pala, “MEB önümüzdeki günlerde toplumun geniş kesimleriyle bir araya gelerek neyi nasıl yapmak istediğini ve elinde hangi olanakların olduğunu ortaya koymalı. Özellikle kamu okulları ile özel okullar arasında zaten açılmış olan eğitim uçurumunun daha da açılmaması için çaba tüketmek gerekir” ifadelerini kullandı.

‘Test sayıları azaldı’

Vaka sayılarının azalmasının test sayısının azalmasından kaynaklandığını anlatan Pala, “Vaka sayıları son birkaç gündür binin altına düştü. Ancak bu test sayısındaki düşüklük ile beraber seyrediyor. Günde ortalama 50 bin testten 40 binlere düşürülünce vaka sayısı da azalmış gibi görünüyor. Vaka sayısında gerçekten bir azalma olup olmadığını anlayabilmek için test sayısında bir düşüş olmaması gerekir” dedi. Pala, kimlere test yapıldığının bilinmediğini söyleyerek, “Test yapılan kişilere neden test yapıldığını da bilmiyoruz. Dolayısıyla vaka sayısı binin altına indi ve bu iyidir diyebileceğimiz bir durum söz konusu değil” diye konuştu. Pala, yoğun bakım ve entübe hasta sayılarındaki artış nedeniyle hastalığın etkisinin azaldığını söyleyebilecek verilere sahip değiliz diye ekledi.

‘Birinci dalga henüz bitmedi’

Ekim ayında ikinci dalga beklentisinin olduğunu kaydeden Kayıhan Pala, “Türkiye’de birinci dalga hala devam ettiğinden, henüz ikinci dalgayı konuşabilecek durumda değiliz. Ancak çalışmalara bakılarak önümüzdeki Ekim ayında ikinci dalga beklentisi çok yüksek. Bunun en önemli gerekçesi hastalığa karşı etkin bir aşı bulunamamış olması. Sağlık Bakanlığı’nın yaptığı prevelans çalışmasına göre, beklentilerin çok altında bir bağışıklık söz konusu” ifadelerini kullandı. Pala, vaka artışının önlemlerin gevşetilmesine bağyı olduğunu söyleyerek, “Önlemler gevşetildiğinde hastalığın hız kazandığı anlaşılıyor. Ülkemizde de sanki ikinci dalgayı konuşamadan birinci dalganın tepe noktalarına doğru gidişatı görme olasılığımız olduğu anlaşılıyor. Çünkü Temmuz ayını bitirdik ve henüz birinci dalga devam ediyor. 4 buçuk aydır biz bu salgınla baş edebilmiş değiliz” dedi.

‘Bulaşıcılıkta üç mekan çok önemli’

Üç mekanda hastalığın bulaşma riskinin yüksek olduğunu anlatan Pala, “Evde birisi hastaysa ve önlemlere dikkat edilmiyorsa, evdeki herkes hastalanıyor. Ancak izolasyona dikkat edildiğinde, evdeki diğer kişilerin hastalanmama olasılığı var. İşyerlerinde de özellikle fiziki temas ile ilgili problemlerin ortadan kaldırılamadığı durumlarda önemli bir risk olduğunu görüyoruz” ifadelerini kullandı. Pala, toplu ulaşımda tüm kurallar yerine getirilse bile maske, hijyen ve fiziki mesafe kurallarına dikkat edilmediğinde riskin arttığını kaydetti. Kayıhan Pala, illere ve hatta ilçelere göre hem vakaların hem de ölümlerin zaman içerisinde nasıl bir dağılım gösterdiğine ilişkin kapsamlı verilerin toplumla paylaşılması gerektiğini de aktardı. Veri güvenilirliği ile ilgili birkaç sıkıntı olduğunu anlatan Pala, “Yalnızca ülkemizde değil dünyada da hasta sayısı tanısına gidilirken PCR denilen bir sistem kullanılıyor. Fakat bu test 100 hastanın 100’ünde de doğru sonuç vermiyor. Hasta olduğu halde PCR testi pozitif çıkmadığı için hasta sayılmayan ya da ölüm sayılarına eklenmeyen kişiler hakkında bilgi sahibi değiliz” ifadelerini kullandı.  

‘Önümüzde zorlu geçecek bir yıl var’

Pala, araştırmalara göre aşı bulmanın sanıldığı kadar koluy olmadığının aktararak, “İlk olarak 2003 yılında salgın yapan SARS’tan sonra aşı ile uğraşan bilim insanları, Coronavirüsler ile ilgili aşı üretmenin sanıldığı kadar kolay olmayabileceğini söylüyorlar. Aşı üretilse bile, ne kadar sayıda üretileceğine yönelik sorunlar da var. Bu kadar insana aşı üretmenin de bir zaman gerektirdiği aşikar. Üretilse dahi ekonomik olarak da erişmek ile ilgili sınırlılıklar söz konusu. Dolayısıyla en azından önümüzde zorlu geçecek bir yılın olduğunu varsaymalıyız” diye konuştu. Pala, Türkiye’de yürütülen aşı çalışmalarının değerli olduğunu ifade ederek, “Türkiye 1920’li yıllarda kendi aşısını üreten ve kendi aşısını satabilen bir ülkeydi. Maalesef Türkiye’deki aşı üreten Hıfzısıhha Enstitüsü’nün kapatılmış olması nedeniyle şuanda Türkiye aşı üretebiliyor durumda değil. Bu hastalığa özgü aşı üretilmesine ilişkin çabalar değerli. Ancak bu çalışmaların nasıl yürüdüğü ve ne zaman sonlanacağına yönelik bir bilgi elimizde yok” dedi.

‘Şehir Hastaneleri maliyetine göre verimsiz’

Şehir Hastaneleri’nin maliyetine göre yetkinlik içermediğini belirten Pala, “Şehir Hastaneleri’ne çok büyük yatırım yapılmış olmasına rağmen PCR testleri kısa süre içerisinde hayata geçirilemedi. Harcanan paraya rağmen yetkinlik içerdiklerini söylemek mümkün değil, 25 tane hastane yapılacak para ile bir hastane yapılırsa buradaki harcanan paraya göre çok ciddi bir verimsizlik olduğunu söylemek gerekir” ifadelerini kullandı. Kayıhan Pala, hastanelerin ivedi olarak kamulaştırılması ve yurttaşların ihtiyaçlarına yönelik olması gerektiğini de belirtti.

Şehir Hastanesi değil şehrin dışında hastanesi’

Pala, Şehir Hastaneleri’nin uygulamada birçok sorun oluşturduğunu söyleyerek, “Şehir Hastaneleri aslında şehrin dışında hastaleneleri olarak adlandırılsa daha doğru olacak gibi görünüyor. Hastane şehrin dışında olunca, en başta gelen problemlerden bir tanesi ulaşım. Bu nedenle insanlar hem zaman hem de para açısından hastanelere ulaşmakta ciddi zorluklar yaşıyorlar” diye konuştu. Hastanelerin büyük alanlara yapıldıkları için şehir merkezine uzak kaldıkmarını söyelen Kayıhan Pala, “Ayrıca yüksek yatak sayıları hastane açısından verimsizlik getiriyor. Buna rağmen bin, bin 500, hatta 3 bin yataklı hastaneler yapmak başlı başına bir verimsizlik kaynağı. Bu hastaneler şehrin dışına yapılırken, şehrin içinde yer alan devlet hastaneleri kapatılıyor. İnsanların bir bölümü de ister istemez daha fazla para vermek zorunda kalarak şehrin içindeki özel hastanelere gitmek durumunda kalıyor”dedi.

Pala, Atatürk Havalimanı’na yapılmakta olan hastane ile ilgili de değerlendirmelerde bulunarak, “İstanbul’da yeni hastaneler yapılmasına ihtiyaç olabilir. Ancak o hastanenin yapılması için güzelim havalimanı alanının tercih edilmesi doğru değildir. Üstelik pandemi sırasında Sağlık Bakanı’nın yatak sıkıntısı yaşamadık demesine karşın, çalışmakta olan bir havalimanını yok ederek bir hastane açılması doğru bir yaklaşım değildir” ifadelerini kullandı. İSTANBUL

İlgili yazılar