Enerji Manşet Petrol

Türkiye’nin sondajını yapan Fransız Schlumberger kim?

CHP Eneriji Komisyonu Başkanı, eski TPAO yöneticisi Necdet Pamir, TPAO’da kaliteli kadroların yüzde 90’ının AKP döneminde tasfiye edildiği, bunun neticesinde TPAO’da sondaj ve kuyu tamamlama gruplarının kapatıldığını belirtti. Pamir, Fatih ve Yavuz sondaj gemilerindeki sondaj faaliyetleri için Fransa merkezli uluslararası sondaj firması Schlumberger’den hizmet alınmak zorunda kalındığını belirtmişti.

Peki Türkiye’nin sondajını yapan Schlumberger kim? İngiliz The Guardian gazetesi daha önce “Nerede petrol varsa Schlumberger orada” başlıklı bir haber analiz yayınlamıştı. VoxEurop’dan Şehnaz Tahir’in Medium’com’daki çevirisi çarpıcı bilgiler içeriyor:

Nerede petrol ve doğal gaz varsa Schlumberger oradadır

James Ball ve Harry Davies

Pazartesi 18 Mayıs 2015

Dünyanın her yerinde fosil yakıtı operasyonları vardır, Google’dan daha fazla çalışana, Goldman Sachs’tan daha yüksek ciroya sahiptir, değeri McDonald’s’dan çok daha yüksektir ama siz henüz onunla tanışmadınız. Sizi petrol dünyasının en gizemli şirketiyle tanıştırıyoruz.

Thames nehrinin kıyısında, Nisan ayının sonlarında yapılan yüksek düzeyli bir konferansın son saatlerinde beş yıldızlı Tower Bridge otelinin eskitilmiş deri koltuklarında oturan iki petrol şirketi yöneticisi yanlarındaki evrak çantaları, mimari planlar ve katlanmış sunum kağıtlarıyla sabırlı bir bekleyiş içindedirler.

Daha ziyade ciddi giyimli banka müdürlerine benzeyen bu gözlüklü iki yönetici çok geçmeden Somali hükümeti baş danışmanı ve Kanadalı bir aracı olan Dr Abdullahi Haider ile özel bir odada görüşme yapmak için gözden kaybolurlar ve bir saat kadar sonra ortaya çıkarlar.

Somali henüz el değmemiş dev offshore petrol kaynaklarından biri olmaya adaydır. Bu petrol kaynaklarını arama ve bulma konusunda anlaşma yapabilecek birisi varsa o da bu adamların çalıştığı şirkettir.

Bu Afrika ülkesi dünyanın siyasal açıdan en istikrarsız, en tehlikeli ve en yozlaşmış ülkelerinden biridir. Burası hangi sektör olursa olsun iş yapması en zor yerlerden biridir.

Ancak Schlumberger, yani adını kimselerin bilmediği bu dev şirket, kazanç yeterince yüksekse burada da iş yapmaya razıdır.

Somali’nin uçsuz bucaksız olduğu düşünülen ve henüz el değmemiş petrol ve doğal gaz rezervlerinin nasıl işletmeye açılacağının tartışıldığı yaklaşık 100 katılımcıyla gerçekleşen iki günlük bu konferansın “altın” sponsoru Schlumberger idi.

Konferans organizatörleri etrafı toparlarken bu dört adamın yaptığı görüşmenin içeriği ve yanlarında getirdikleri planlar gizli kalmıştır. Bu gizemli dev petrol firmasının yöneticileri kendilerinden bekleneceği gibi The Guardian’a toplantıda ne görüşüldüğünü açıklamayı reddetmişlerdir.

Schlumberger 100.000’den fazla çalışanıyla dünya çapında 85 ülkede arama, keşif ve sondaj faaliyetleriyle mümkün olabilecek en yüksek miktarda petrol ve doğal gazı çıkarmaktadır. 48 milyar dolarlık (30 milyar sterlin) yıllık gelirleriyle, 116 milyar dolarlık (75 milyar sterlin) değeri ile Google’dan daha fazla çalışana, Goldman Sachs’tan daha yüksek ciroya ve McDonald’s’dan daha yüksek değere sahiptir.

Bu şirket bütün büyük uluslararası petrol şirketleriyle ve Suudi Arabistan, Libya, Rusya ve Türkmenistan da dahil petrol üreten ülkelerin çoğuyla doğrudan iş yapmaktadır. Siyasi, ulaşım veya teknolojik açılardan en büyük güçlüklerin bulunduğu ülkelerde de faaliyet gösteren şirket, yer altından fosil yakıtları çıkartmak için geliştiridiği patentli 36.000 teknolojiyle bir dünya lideridir; bu teknolojileri de müşterilerinin emrine amade kılmaktadır. Şirket herkesin ilgi odağı haline gelmediği için bu işleri rahatça gerçekleştirmektedir.

Geçen ayın sonlarında şirketin ABD yetkilileriyle mahkemede yürüttüğü itiraf pazarlığı sonuçlandı. Schlumberger muhtemelen bu pazarlığın sonucunun fazla duyulmamasını tercih edecektir çünkü bu pazarlık neticesinde ABD tarihinde bir şirkete yaptırımları ihlal etmekten dolayı verilen en büyük cezayı almış oldu.

Şirketin işlediğini itiraf ettiği suç, ABD’li personelini İran ve Sudan’da ve bu ülkelere uygulanan yaptırımları ihlal eden mali işlemlerde kullanmak ve bu mali işlemleri yetkililerden saklamaya çalışmaktır.

Schlumberger işlediği suça karşılık 155 milyon dolar para cezası ödemeye, gelirlerinden 77,5 milyon dolar kesinti yapılmasına ve üç yıl boyunca şirketin gözetim altında bulundurulmasına mahkum edilmiştir. Bu ceza şirketler dünyasında bir nevi sarı kart sayılabilir. 2012 yılında sadece İran’dan elde ettiği kar 208 milyon dolar’ı bulan, yıllık kazancı 48 milyar dolar olan bir işletme için verilen bu ceza olsa olsa petrol kuyusundaki damlaya benzer. İtiraf pazarlığının sonuçlandığı gün Schlumberger’in hisseleri %2 oranında arttı, aslında bu yatırımcıların verilen cezayı hafif bulduklarının aşikar bir göstergesiydi.

Ancak bu itiraf pazarlığı, dünyanın her yerinde fosil yakıtları çıkaran bir şirketin iç işleyişine eşi benzeri görülmemiş biçimde ışık tutarak bunun açığa çıkmasına yol açmıştır. Schlumberger gerçekte hiç bir petrol ya da doğal gaz alanına sahip olmadığından Guardian’ın “Yer altında bırak” kampanyası bağlamında 200 şirketi kapsayan yatırımların tasfiyesi listesinde yer almamaktadır. Ancak bu şirket muhtemelen dünyadaki en gelişkin petrol sahası hizmetleri veren kuruluştur. Derin deniz sondajı, kutup araması, “re-fracking” (üretimi azalan bir hidrolik kırılma sahasında üretimi arttırmak için yapılan tekrar kırılma işlemi) ve daha bir çok alanda faaliyetleri olduğu gibi dünya rezervlerinin büyük kısmını elinde tutan ulusal petrol şirketleri ile de çalışarak kilit konuma gelmiştir.

Şirket bütün bu işleri Wellcome Trust’tan gelen 114 milyon sterlinlik büyük bir yatırımla yapmakta, Gates Vakfı işletmenin 3 milyon dolar’ı aşan hissesini elinde bulundurmaktadır. Schlumberger, faaliyet gösterdiği alanlardaki rakibi Halliburton’ın sahip olduğu şöhrete sahip olmayabilir. Zira Irak savaşı ardından ABD eski başkan yardımcısı ve tartışmalı bir kişilik olan Dick Cheney ile sıkı bağları nedeniyle Halliburton’un adı kampanya yürüten taraflar arasında kötüye çıkmıştı. Ancak Schlumberger Halliburton’dan kat kat büyük bir şirket. Schlumberger Amerikalı rakibinin üç katı değere sahip oluğu gibi personel sayısı da 35.000 kişi daha fazla.

1926’da petrol arama şirketi olarak iki Fransız kardeş tarafından kurulan Schlumberger ortalıkta gözükmekten hoşlanmaz. Tanınmış ama Schlumberger’e göre daha küçük olan rakip şirketler saklamaya hiç gerek görmeden lobi yapar, siyasi partilere bağışta bulunur ve hatta isim yapmış siyasetçileri istihdam ederken Schlumberger bunların hiç birini yapmaz. Bunun karşılığını da görür: Halliburton son on yıl içinde İngiliz basınında çıkan 1.700’den fazla makalede konu edilmiştir. Schlumberger’e ise sadece 500 kısa haberde rastlanmaktadır, bu haberlerin çoğu da ekonomi sayfalarının göze çarpmayan yerlerindedir.

Schlumberger’in ticari avantajlarından biri onun neredeyse ülkesiz oluşudur. Halliburton gibi ABD şirketi değildir. Hem ABD, hem de Birleşik Krallık’ta halka açık bir şirket olmasına, Londra’da (Buckingham Sarayı’na birkaç yüz metre uzaklıkta cam bir gökdelen), Paris, Lahey ve Houston’da “merkezleri” bulunmasına rağmen Schlumberger şirketinin resmi kuruluş yeri Karayipler’de Hollanda ile bağları bulunan bir vergi cenneti olan Curaçao’dur.

Şirketin operasyonlarını yan kuruluşları aracılığıyla Hollanda, İngiliz Virgin Adaları ve Panama üzerinden yürütmesine imkan veren karmaşık yapısı genellikle onun işine yarıyor. Bunun avantajlarından biri Schlumberger’in ABD yaptırımlarına karşın İran ve Sudan’da yıllarca çalışabilmesi oldu çünkü Amerikan şirketi değildi. Bu çalışmalar uzun zaman sürdü, üstelik İran Ulusal Petrol Şirketi’ne doğrudan iş de yapabildi.

Bu çalışmaların önkoşulu yapılan işlere ABD vatandaşlarının ya da ABD’de görevli çalışanların katılmamasıydı. Ancak Schlumberger bu koşullara uymadı ve ABD yetkilileri durumu öğrenip harekete geçti.

ABD Adalet Bakanlığı tarafından mahkemeye sunulan ve Schlumberger tarafından itiraf pazarlığı sırasında kabul edilen belgede ABD yaptırımlarının nasıl sürekli ve kasti olarak ihlal edildiği ortaya konuyordu.

Belgeye göre ABD’de bulunan personel ABD yaptırımlarına rağmen teçhizat ve diğer bazı ihtiyaçlar için gerekli sermaye harcamalarını onaylamıştı. Adalet Bakanlığı hazırladığı belgede personelin iz bırakmamaya çalıştığını ve bunun için fon başvurusu yaparken ilgili ülkelerin isimlerini değiştirdiklerini, örneğin Sudan için “Güney Mısır” adını kullandıklarını da gösteriyor.

Belgede verilen bilgilere göre “Elektronik posta mesajlarında genellikle İran ve/veya Sudan’a kod isimlerle atıfta bulunulmaktaydı. Örneğin Schlumberger içinde bir birim olan D&M’nin [sondaj & ölçüm] Orta Doğu ve Doğu Asya personeli genellikle İran’a “Kuzey Körfez”, Sudan’a ise “Güney Mısır” olarak atıfta bulunmaktaydı… bu fon başvuruları İran ya da Sudan tarafından ya da onlar adına yapılmış olsa bile ABD’deki D&M personeli tarafından onaylanmaktaydı.”

Schlumberger çalışanları arasında yapılan bir e-posta yazışması yasaklı ülkelerin adıyla ABD topraklarına hiçbir şey gönderilmemesi için alınan önlemleri gösteriyor. Teksas’a gönderilen bir e-posta’da “İlave dosyaları özellikle göndermiyorum çünkü bu dosyalarda ‘Güney Mısır’dan adıyla söz ediliyor,” denilmişti.

Belgeler ayrıca Schlumberger çalışanlarının ülke kodlarında değişiklik yaparak İran ve Sudan’ın isimlerinin geçmesini engellediklerini ve Amerikan malı teçhizatın İran ve Sudan’daki tesislere doğrudan gitmesini engellemek üzere teçhizat “takası” yapıldığını ve yeni teçhizatın (Ürdün gibi) yasaklı olmayan ve aslında bu donanıma ihtiyacı olmayan ülkelere gönderildiğini, buradan da eski makinelerin yasaklı ülkelere sevkedildiğini ayrıntılarıyla ortaya koyuyor. Bu takaslardan birini ayarlayan görevlilerden biri e-posta iletisinde “Yine Sudan’a ambargo konusunda yardımcı olmaya çalışıyoruz” diye yazıyor.

Ödediği hatrı sayılır para cezasına ve Schlumberger’in İran ve Sudan’da çalışmasına yasak getiren (bu arada şirket her iki ülkeden de çıktı) gözetim sürecine rağmen analistler konunun büyük ölçüde geçmişte kaldığını ve şirketin başka bölgelerde istediği gibi çalışabileceğini varsayıyor.

Barclays petrol hizmetleri ve teçhizat analisti David Anderson şöyle söylüyor: “Herkes Schlumberger’i bir tür çifte vatandaşlık diyebileceğimiz durumundan ötürü tanıyordu. Bu sayede İran gibi belli bölgelerde çalışabildiler ve başka şirketlere ve ülkelere göre bir üstünlük elde ettiler. İran’da çalıştılar ve bunun bedelini de ödediler.”

Anderson’a göre Schlumberger’in yaptırımları ihlali geçmişte kalan bir olay ve herkesin unutmak istediği bir ayıp. Şirket belki artık İran ve Sudan’da faaliyet gösteremeyecek ama dünyanın çalışılması en zor bazı yerlerindeki operasyonlarını sürdürmekte serbest.

Schlumberger’in insan hakları grupları ve batılı hükümetler tarafından yoğun biçimde eleştirilen bazı otoktratik devletlerde operasyonları var ve geçmişte en belalı müşterilerden bile korkmadığını kanıtladı. Şirketin müşterisi olan ülkeler arasında Libya, Burma, Türkmenistan, Çad ve Angola da yer alıyor.

WikiLeaks tarafından 2011’de ifşa edilen belgeler ABD Dışişleri Bakanlığı’nın o dönemde Schlumberger’in operasyonlarına dair görüşlerine ışık tutuyor ve şirketin çalışılması en zor bazı bölgelerde iş yaptığının altını çiziyor.

Türkmenistan ABD elçiliği şirketin yerli bir aracıyla çalıştığını — onların terminolojisinde bu kişiye “ombudsman” deniyordu — ve “yerel polisin tacizi ve haraç taleplerini” azaltmaya çalıştığı bilgisini vermişti. Şirketin kurtulmaya çalıştığı uygulamalar arasında şüpheli “para cezaları”, vergi denetimleri ve hatta bu kimsenin gözünün yaşına bakmayan ülkede kesinlikle yasak olan Türkmen kadınlarla arkadaşlık eden personelin sınır dışı edilmesi vardı.

İşin bir de olumlu yanı vardı; Dışişleri Bakanlığı raporunda Schlumberger yetkililerinin faaliyet gösterdikleri “Kazakistan ya da Azerbaycan’a göre Türkmenistan’da yolsuzluğun daha az yaygın olduğunu iddia ettiklerini” belirtiyordu.

Bu ülkeler dışında Schlumberger “güvenlik harcamalarını üç katına çıkardığı ve toplam bütçesinin % 55’ini güvenliğe ayırdığı” Nijerya’da adam kaçırma ya da baskın olaylarıyla mücadele etmek zorunda kalmıştır.

Ne var ki petrol sahalarına hizmet veren Schlumberger ve daha küçük rakip şirketler için başkalarının ayak basmaya korktukları yerlerde çalışmanın getirdiği kazançlar da yüksek. Kuveyt’te Schlumberger ve rakipleri sahada yapılan işlerin “hemen hepsini” üstlenmiş durumdaydı, bir Dışişleri görevlisinin 2005 yılında verdiği bilgiye göre BAE’de “Halliburton, Baker-Atlas, Schlumberger ve diğer hizmet sağlayıcılar bir oligopol olarak çalışıyor ve kar oranlarını gittikçe yukarı çekiyordu.”

Bütün dünyada Schlumberger’i müşterilerinin gözünde vazgeçilmez kılan şey mümkün olan en fazla miktarda fosil yakıtını çıkarabilmedeki ustalığı. Rakiplerinin maliyetleri düşürerek rekabet ettikleri yerlerde Schlumberger mevcut petrolü son damlasına, doğal gazı ise son nefesine kadar çıkarabilecek teknik uzmanlığı sağlıyor.

Iberia Capital Partners’da görevli bir analist olan eski Schlumberger çalışanı Robert MacKenzie, “Schlumberger’e petrol sahalarının Apple’ı diyebiliriz, dünyanın dört bir yanını sarmış bir yüksek teknoloji şirketi” açıklamasını yapıyor.

“Eğer yeni bir saha açmaya çalışıyorsanız ve en iyisiyle çalışmak isterseniz Schlumberger ile anlaşacaksınız. Eğer bir sahayı nasıl işleteceğinizi bilmiyorsanız ve bu sahayı geliştirme konusunda yardıma ihtiyacınız varsa Schlumberger’i arayacaksınız. Geçmişte bu şirket sektördeki bir çok teknolojik ilerlemenin başını çekti ve hala da buna devam ediyor.”

Schlumberger’in teknolojiye hakimiyetini oluşturduğu sağlam patent portföyünden de anlayabilirsiniz. Avrupa Patent Ofisi tarafından hazırlanan uluslararası bir veri tabanı olan Espacenet’e göre Schlumberger’e bağlı 36.000’den fazla patent var. Halliburton için bu sayı 25.000, sektörün üçüncü büyük şirketi olan Baker Hughes ise 20.000 patente sahip.

Schlumberger’in patent portföyünü kuruluşundan bu yana “kartvizit” gibi kullandığını belirten Barclays görevlisi David Anderson’a göre “Şirketin teknolojisi gerçek, meşru ve en belirleyici özelliği”. Teknolojik gücü gerçekten de şirketin kar etmesini sağlıyor: 2014’te Schlumberger’in net gelirileri 5 milyar doları (3,2 milyar sterlin) aştı ve şirket eskiden beri rakiplerine göre daha yüksek kar oranlarıyla çalışıyor.

Şirket teknolojik avantajını her fırsatta vurguluyor. Şirketin başkanlarından biri olan Patrick Schorn Aralık 2014’te yapılan bir enerji konferansında Schlumberger’in beş yıl öncesine göre her yıl aldığı patent sayısını % 166 arttırdığını ve 2013’te 689 patente ulaştığını anlattı. Yaptığı sunumda Schorn, hidrolik kırılmayı arttıracak ve analizi zor rezervlerin tam kapsamını ortaya koyacak teknolojilerini sergilemeyi ihmal etmedi.

Schlumberger ayrıca Ar-Ge çalışmaları aracılığıyla yeni sondaj yöntemleri buluyor ve kazancına kazanç katıyor. Bu yöntemler sayesinde büyük batılı petrol ve doğal gaz şirketleri ve ulusal petrol şirketlerinin tam da çevrecilerin yerin altında kalması gerektiğini savundukları rezerveleri çıkartmaları mümkün oluyor.

Bu yılın başında yapılan bir sektör konferansında şirketin icra başkanı Paul Kibsgaard “Derin deniz rezervelerinin boyutu ve üretim potansiyeli sektör tarafından gözardı edilemeyecek kadar büyük” demiştir.

Şirketin tanıtım malzemelerinde de aynı mesaj vurgulanıyordu. 2014 tarihli bir broşürde “Hiçbir şirket derin deniz rezervelerine bizim yaptığımız yatırıma yetişemez,” deniyordu. Aynı broşür, özellikle halkta büyük tepki yaratan Meksika Körfezinde yaşanan “Deepwater Horizon” felaketi sonrasında çok riskli ve tartışmalı bir petrol çıkarma yöntemi haline gelen ultra derin deniz kuyularında şirketin “baskın piyasa konumunu” da vurguluyordu.

Schlumberger’in fosil yakıtlarına dayalı faaliyetleri gittikçe başka faaliyetlere de yayılıyor. Şirket kısa bir süre önce “refracking” müşterilerine üretimlerini belli bir düzeyin üzerine çıkaramamaları durumunda hiçbir ücret ödemek zorunda kalmayacakları, yeni ve tamamen risksiz bir anlaşma önermeye başladı. Üretim belli bir düzeyin üzerine çıktığında Schlumberger bundan pay almaya başlıyor ve bir bakıma o adı kullanmasa da bir petrol şirketi haline geliyor; tıpkı kaza mağdurlarını bulup onlar adına tazminat davası açan ve kaybederlerse ücret talep etmeyen avukatların stratejisini uygulamaya başlıyor.

Şirketin faaliyetlerinin tümüyle fosil yakıtlarının çıkarılması işine dayalı olduğu gerçeğinden şirketin resmi 2012 yıllık raporunda kısaca da olsa zımnen bahsediliyor ve bu faaliyet alanının ciddi potansiyel risklerine değiniliyor. İş dünyasına özgü o temkinli söylemi kullanan şirket “ürün ve hizmetlerimize gösterilen talep hükümetlerin getirdiği düzenlemeler ya da hukuki değişiklikler nedeniyle azalabilir” diyor.

Raporun bu kısmında “Bazı uluslararası, ulusal ve devlet yönetimleri ve kuruluşları şu anda sera gazı emisyonlarını azaltmaya yönelik iklim mevzuat ve düzenlemelerini değerlendiriyor ve kabul ediyorlar,” açıklaması yapılıyor.

“Bu mevzuat … müşterilerimizin faaliyet gösterdikleri bölgelerde petrol ve doğal gaz gibi fosil yakıtlarının üretimini ve bu yakıtlara gösterilen talebi ciddi ölçüde kısıtlayabilir, bu da gelecekte hizmetlerimize olan talebi olumsuz biçimde etkileyebilir ve bunu takiben mali durumumuzda, operasyon sonuçlarımızda ve nakit akışlarımızda olumsuz gelişmelere yol açabilir.”

Ancak şimdilik şirket hala fosil yakıtları alanında el değmemiş bölgeler bulma ve buralarda çalışma arayışında; Kuzey Kutup bölgesi en gözde hedeflerinden biri ve geçen yıl Rusya’nın buzlu Karskoye Denizi’nde gerçekleşen büyük bir petrol sahası keşfinin arkasında da Schlumberger yer almaktaydı.

Üstelik Bloomberg’in hazırladığı rapora göre kısa bir süre önce başı yaptırımlar nedeniyle ABD ile derde girmiş olsa da Amerika’nın yaptırımlarına rağmen hala Kuzey Buz Denizi’ndeki petrol çıkartma faaliyetlerinde Rusya ile iş yapabiliyor. Ancak önünde gözetim altında geçireceği üç yıl var ve bu nedenle de manşetlere çıkmamak için elinden geleni yapacağına emin olabiliriz.

Guardian bu yazının yayınlanmasından beş gün önce Schlumberger ile temasa geçerek makalede ele alınan konularda görüşünü dile getirme fırsatını sundu. Ancak makale basıma girdiği sırada, görüş bildirmesi için verilen sürenin üzerinden geçen 72 saatin ardından Schlumberger henüz Guardian’ın e-postasına ve sorularına bir yanıt vermiş değildi. Alınan tek yanıt, ABD Adalet Bakanlığı’nın yaptırım ihlali davasıyla ilgili yayınladığı bir basın bültenine işaret edilmesi olmuştur.

Gizemli yönetici

Kibsgaard hakkında basında az sayıda röportaj, şirketin web sitesinde de mesleki deneyimini özetleyen kısa bir özgeçmiş dışında fazla bilgi yok. 2011’de icra başkanlığına, Nisan ayında da yönetim kurulu başkanlığına getirilen Kibsgaard şirkette çalışmaya 1997 yılında Suudi Arabistan’da mühendis olarak başladı ve kendi çabasıyla yönetim kademelerinde yükseldi.

Kibsgaard hakkında fazla bilgi olmasa da kendisi bugün ABD’nin en yüksek maaş alan yöneticilerinden biri. Equilar’ın verdiği bilgiye göre geçen yıl hisse ve opsiyonlar da dahil, toplam maaş paketi 17 milyon doları buluyordu ve Apple’ın başkanı Tim Cook ve Nike ve Ford’un icra başkanlarının maaşlarını geride bırakıyordu.

Kibsgaard tam anlamıyla küresel bir operasyonun kontrolünü elinde tutuyor. Norveç’in Batı kıyısının etekleri karlarla kaplı dağları arasında bulunan sevimli liman kasabası Ålesund’da doğan 47 yaşındaki Kibsgaard, 2013 yılında Foreign Policy dergisi tarafından “gezegendeki en güçlü 500 insan” arasında gösterildi.

Bu yılın ilk aylarında Kibsgaard kendisi gibi dünyanın en güçlü kişileri arasında yer alan Vladimir Putin’in elinden bir madalya aldı. Rusya cumhurbaşkanının imzaladığı bir kararname ile Kibsgaard’a Schlumberger’in Rusya’nın Kuzey Buz Denizi’nde yaptığı önemli petrol keşfi için “Dostluk Nişanı” verildi.

Geçen ay dünyanın en yüksek maaşlı Norveçlisi olduğuna inanılan Kibsgaard, acımasız yüzünü gösterdi ve düşen petrol fiyatları nedeniyle Schlumberger’in iş gücünü % 15 azalttı. Bu arada yatırımcılar Kibsgaard’a destek vermeye devam ediyor — her halde bunun arkasında yatan neden, şirketin başına geçtiğinden beri temettülerde yaptığı cömert artışlar.

Geçen yıl medyaya verdiği ender röportajlardan birinde Kibsgaard, ekonomi dergisi Barron’s’a Schlumberger ile ilgili hedeflerini anlatıyor ve iddialı bir vizyon sunuyordu. Kibsgaard, “Bence sadece sektörümüzün en iyi şirketi olmaya odaklanmak yeterli değil, dünyanın en iyi yönetilen şirketi olma potansiyeline de sahibiz ve başarmaya çalıştığımız şey de bu,” diyordu

İlgili yazılar