Finans Manşet

Soydan: Uysal’ın görevden alınma sebebi yeni modele uyum sağlayamaması

T24 yazarı Barış Soydan, Merkez Bankası Başkanlığında yaşanan sürpriz değişimin perde arkasını anattı. Soydan’a göre Murat Uysal’ın görevden alınmasının sebebi, doların değil “rekabetçi kurun” önemsendiği yeni modele ayak uyduramaması.

Soydan şunları yazdı:

Merkez Bankası’nda Murat Uysal, Murat Çetinkaya ve Erdem Başçı’nın başkanlık dönemlerini anlattığımız yazı dizisinin mürekkebi kurumadan Uysal’ın görevden alınıp yerine Naci Ağbal’ın atanması ilginç bir tesadüf oldu. Bir başka ilginç tesadüf, yeni Başkan Ağbal’ın İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden sınıf arkadaşım olması. Farklı siyasal ve kültürel cenahlarda olduğumuz için doğru dürüst bir diyalogumuz yoktu ama öyle veya böyle dört yıl boyunca aynı sınıfta okuduk. Yetiştiğimiz ortama ve Ağbal’a ilişkin izlenimlerimi ayrı bir yazıda kaleme alacağım. Şimdi sıcak olaya, Murat Uysal’ın görevden alınmasının perde arkasına dönelim.

Yazı dizimizin üçüncü bölümünde gördüğümüz gibi Murat Uysal, Başkan Yardımcılığına bir önceki Başkan Murat Çetinkaya döneminde atanmıştı. Başkan yardımcılığında (Çetinkaya ile Külliye arasında bilek güreşi sürerken) iktidar ile uyum içinde çalıştı. Kamu bankaları üzerinden gerçekleşen döviz satışlarını onun koordine ettiği söyleniyor. (Çetinkaya’nın döviz satışına olanak tanıyan Hazine-Merkez Bankası protokolünü iptal etmeye çalıştığını, ancak başarılı olamadığını ikinci bölümde görmüştük.)
Uysal’a güven duyulmasında, yüksek lisans tez hocası olan, Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın da tez danışmanı Prof. Dr. Erişah Arıcan’ın onu önermesinin payı da vardı.

Uysal başkan olduktan sonra iktidarla uyum içinde çalışmayı sürdürdü. Cumhurbaşkanı Erdoğan, faiz enflasyonun sonucu değil nedeni olduğuna inanıyor, politika faizinin bir an önce indirilmesini istiyordu. Murat Çetinkaya’nın görevden alınma sebebi de buydu, Erdoğan’ın kelimeleriyle “söz dinlemiyordu.”

Uysal göreve gelir gelmez Merkez Bankası’nın politika faizini indirmeye başladı. Onun döneminde politika faizi yüzde 24’ten yüzde 8.25’e kadar indirildi. Öyleyse neden görevden alındı?

Yazı dizisinin son bölümünde gördüğümüz gibi hızlı indirim dengeleri bozmuştu. Doları 6.85 TL’de tutabilmek için harcanan 100 milyar dolardan fazla rezerv işe yaramadı, Amerikan para birimi önce 7 TL’yi, sonra 8 TL’yi geçti.

Dolar Ağustos ayında 7 TL’yi aşınca Merkez Bankası politika faizini artırmak yerine, “örtülü artırım” olarak bilenen yola giderek daha yüksek faizli diğer kanallar üzerinden ortalama fonlama maliyetini (yani piyasaya verdiği paranın ortalama faizini) yukarı çekti.

Bu politikaya ekonomi yönetiminin de onay verdiği konuşuluyor. TL’nin gereğinden fazla değer yitirdiği, örtülü faiz artırımıyla yeniden değer kazanacağı düşünülüyordu. Bu gerçekleştiğinde ortalama fonlama faizi yeniden düşürülecekti.

Ama dolar düşmeyince Eylül ayında bu kez politika faizi 200 baz puan artırıldı. (Yüzde 8.25’ten 10.25’e.) Bu artırım Cumhurbaşkanı Erdoğan’a olağanüstü bir dönemden geçildiği, denge sağlanınca tekrar indirim yapılacağı belirtilerek anlatıldı.

Piyasa, bankanın ortodoks politikalara döndüğünü, Ekim ayında faiz artırımını sürdürüceğini düşünmeye başlamıştı. Ama böyle olmadı ve Merkez Bankası Ekim ayı Para Politikası Kurulu toplantısında politika faizini artırmayarak yüzde 10.25’te sabit tuttu. (Yatırım bankalarının bu gelişmeyi kestirememesini T24’te, “Merkez Bankası’nın faiz kararını yatırım bankaları değil Rasim Ozan Kütahyalı bildi” başlıklı haberde aktarmıştık.)

Çünkü Eylül’deki artırımın dolar/TL’de hızlı bir düzelme sağlamaması Külliye’nin tepkisine neden olmuştu. Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak önemli olanın doların seviyesi değil, kurun rekabet gücü olduğunu savunarak yeni modele geçişin işaretini verdi. Erdoğan da Türkiye’nin ekonomik kurtuluş savaşı verdiğini söyledi.

Merkez Bankası’ndan beklenen faiz artırımı gelmeyince dolar gemi azıya alarak 8 TL’yi geçti, 8.50’ye çıktı…

Murat Uysal bunun üzerine iletişim silahını kullanmaya çalıştı, Merkez Bankası’nın enflasyon raporunu açıkladığı geçen haftaki toplantıda “şahin” olarak tanımlanabilecek mesajlar verdi.

Uysal, enflasyon raporu sunumunda sıkı para politikası uygulanacağını söyledi. Nitekim BloombergHT’nin toplantıyla ilgili haberinin başlığı şöyleydi: “TCMB enflasyon beklentisini yükseltti, sıkılaşmaya vurgu yaptı.

Uysal, toplantıda gerekli olduğu takdirde politika faizi de dahil bütün araçların kullanılacağını belirterek şöyle demişti: “Ağırlıklı ortalama fonlama seviyesi TCMB’nin sıkılığını gösteren önemli bir gösterge. Bu dönemde odaklanması gereken ağırlıklı ortalama fonlama maliyeti ve gecelik faizler.

Murat Uysal mealen, “Politika faizini artırmıyor olabiliriz ama bankalara diğer kanallardan verdiğimiz paranın ortalama faizini yükselttik, daha da yükselteceğiz. Fonlama faizini geç likidite penceresi faizi olan yüzde 14.75’e kadar çıkarabiliriz. TL’yi savunmak için elimizden geleni yapıyoruz” diyordu.

Anlaşılacağı üzere bu sözler, ekonomi yönetiminin açıkladığı, doların değerini değil kurun rekabetçi olup olmadığını dikkate alan yeni ekonomik modelle çelişiyordu. Bu çelişki Uysal’a sert bir dille aktarıldı.

Özellikle Uysal’ın, “İletişim konusunda eksik kaldığımız taraflar olabilir, özeleştiri yapıyoruz. İletişimi önümüzdeki dönemde de artırma gayreti içinde olacağız. Fakat olağanüstü koşullar içinden geçiyoruz, hakkaniyetle yaklaşılırsa iyi olur” sözü tepki doğurmuştu.

Murat Uysal’ın yeni ekonomik modeli yeterince güçlü şekilde anlatamadığı eleştirisi ilk kez de dile getirilmiyordu. Daha önceki uyarılara rağmen Uysal’ın Enflasyon Raporu toplantısında bir anlamda “bildiğini okuması” son damla olmuştu.

Peki Murat Uysal neden istifa etmedi de görevden alındı? Bu konuda edindiğim bilgiler, görevden almanın yeni politikayı anlatma konusundaki yetersizliğine yönelik bir cezalandırma olabileceği yönünde…

Bu arada, geçtiğimiz günlerde piyasalarda konuşulan “Merkez Bankası olağanüstü toplantıyla faiz artıracak” haberinin doğru olmadığını da belirteyim. Artık nereden çıktıysa…

***

Yazı dizisinde 1970’lerin ağır ekonomik krizinde Merkez Bankası’nın İstanbul şubesinde muhasebe müdürü olarak görev yapan dedem Muhittin Erker’in kendini futbola verdiğini, mesaiden sonra gece geç saatlere kadar Beşiktaş yönetim kurulu toplantılarında zaman geçirdiğini anlatmıştım. Futbol Muhittin Erker’in kaçış alanıydı, saatlerce Beşiktaş’ı konuşarak rahatlıyordu.

Murat Uysal’ın ise böyle bir imkanı ve zamanı yoktu… Bir an kendinizi onun yerine koyun, dolar kopmuş 9 TL’ye gidiyor, piyasa sıkı para politikası ve faiz artırımı konusunda bastırıyor, öbür yanda ekonomi yönetiminin çok farklı öncelikleri var… Ağır stres ve birçok tarafı aynı anda memnun etme çabası Uysal’ın sağlığını ve psikolojisini zorlamaya başlamıştı. Kim bilir, onun için belki de iyi oldu…

Son olarak herkesin aklındaki soru Neden Naci Ağbal? Tabii bir de: Ağbal faizi artırır mı? Bu soruları tartışmayı bir başka yazıya bırakalım.

İlgili yazılar