Finans Manşet

İş Bankası 2021 hedefleri yeni Genel Müdür Hakan Aran tarafından açıklandı

İş Bankası 2021 hedefleri ile ilgili detaylı açıklama yeni Genel Müdür Hakan Aran’dan geldi.

İş Bankası 2021 hedefleri yeni Genel Müdür Hakan Aran tarafından açıklandı.

İş Bankası’nın internet sitesinde yer alan habere göre Türkiye İş Bankası Genel Müdürü Hakan Aran, “100. yıla giderken ilk hedefimiz; iş modeliyle, organizasyon ve hizmet modeliyle, şube yapısıyla, çalışanlarının yetkinliğiyle ve teknoloji altyapısıyla geleceğin bankasını inşa etmek.” dedi.

Nisan ayı başında İş Bankası’na Genel Müdür olarak atanan Aran, Bankanın hedefleri, dijitalleşme çalışmaları, 2021 beklentileri ve ekonomiye dair değerlendirmelerde bulundu.

Aran, Banka’nın; Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün belirlediği “Türkiye Cumhuriyeti’nin siyasi bağımsızlığını iktisadi bağımsızlıkla perçinlemek” misyonu doğrultusunda, en önemli sermayesinin “zeka, dikkat, iffet ve metodolojik çalışma” olduğunu hiç akıldan çıkarmadan, ilk Genel Müdür Celal Bayar’ın “İş Bankası çalışanları alelade çalışanlar değildir, başarılı olmayı milli bir şeref ve haysiyet meselesi olarak gören Türk gençleridir” tespitini teyit eden bir anlayışla 97 yıldır ülkesi için çalıştığını vurguladı.

Aran, “Vizyonumuz da kapsayıcı ve katılımcı bir yaklaşımla sürdürülebilir değer yaratan geleceğin bankası olmak. 100. yıla giderken ilk hedefimiz; sahip olduğu değerleriyle ülkesine hizmet ederek geleceğin İş Bankası’nı yaratmak, iş modeliyle, organizasyon ve hizmet modeliyle, şube yapısıyla, çalışanlarının yetkinliğiyle ve teknoloji altyapısıyla geleceğin bankasını inşa etmek.” dedi.

2020’nin, salgın nedeniyle insanlık açısından çok talihsiz bir yıl olarak geçtiğini ifade eden Aran, “Tüm ülkemiz için salgının getirdiği olumsuzlukların bir an evvel son bulmasını temenni ediyorum ve bu dönemde yakınlarını, sevdiklerini kaybeden vatandaşlarımıza başsağlığı diliyorum. Şu anda hastanede veya evlerinde tedavileri devam edenlere de acil şifalar diliyorum.” dedi.

“Zıt etkileşen faktörler”

Ekonomide bir yandan yüksek enflasyonla mücadele edildiğini, öte yandan gözlerinin cari açık ve kur tarafında olduğunu belirten Aran, “Buraları yönetmeye çalışırken bir taraftan da istihdam ve büyüme konusu var. Birbiriyle ters yönde, zıt etkileşen pek çok kuvvetle mücadele ederken, hepsinde olumlu sonuç almaya çalışmak hiç kolay değil. Bizlere düşen, bu mücadeleye sonuna kadar destek olmaktır. Biz böyle bir dönemin en az hasarla atlatılması, birbiriyle farklı yönlerde etkileşim içerisinde olan hedeflerin belirli bir denge içinde tutturulabilmesi için İş Bankası olarak elimizden gelen desteği veriyoruz, 2021 yılında da vermeye devam edeceğiz.” şeklinde konuştu.

Mevduatta yüzde 24.7 büyüme

Hakan Aran, bankacılık sektörünün 2020 yılında kur etkisi hariç aktiflerde yüzde 24,6, kredilerde yüzde 25, mevduatta yüzde 19,9 büyüdüğünü hatırlatarak, İş Bankası olarak 2020 yılında aktifleri yüzde 26,9 büyüterek 594 milyar TL düzeyine getirdiklerini ve bunun en yakın özel banka ile 100 milyar TL’nin üzerinde bir fark anlamına geldiğini söyledi.

Aran, canlı kredilerde yüzde 27,7’lik artış ile 345 milyar TL’lik bir hacme, gayrinakdi kredilerde ise yüzde 28,6 artış ile 119,6 milyar TL’lik bir büyüklüğe ulaştıklarını belirtti. Mevduatta yüzde 24,7 büyüme ile 368,9 milyar TL’ye çıktıklarını bildiren Aran, bu rakamlarla özel bankalar arasında ilk sırada yer aldıklarını vurguladı.

Banka’nın yüzde 18,68’lik sermaye yeterlilik rasyosuna sahip olduğunun altını çizen Aran, “Ekonomiye desteğimizi devam ettirebilecek güç ve sağlamlıktayız. 2020, bilanço sonuçları anlamında büyüdüğümüz bir yıl oldu. 2021 yılında da yine hanehalkının ve reel sektörün finansmanında etkin olmaya devam edeceğiz. Her yerde, her sektörde varız. Her zaman yaygın bir kredilendirme anlayışı gözetiyoruz ve buna da devam edeceğiz.” diye konuştu.

İş Bankası 2021 hedeflerini Hakan Aran anlattı…

Kredilerde yüzde 15 büyüme hedefi

Aran, bu yıl İş Bankası’nda kredi büyümesinin yine TL ağırlıklı olarak gerçekleşeceğini ve TL kredileri yüzde 15 civarında büyütmeyi öngördüklerini söyledi. Mevduatın, ana fonlama kaynağı olmaya devam edeceğini vurgulayan Aran, mevduat konusunda iddialı olduklarını, 2021 yılında TL mevduatı yüzde 25 artırmayı hedeflediklerini belirtti.

Sektördeki dijitalleşme ve teknolojik gelişmeler ile İş Bankası’nın bu alandaki çalışmalarına ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Aran, salgının dijitalleşmeyi çok hızlandırdığına işaret ederek, şunları kaydetti:

“Salgınla birlikte dijitalleşme rüzgarına en hazırlıklı sektörlerden biri olduğumuzu gördük. Süratle aksiyon aldık. Bankacılık sektörü, hem dijitalleşme seviyesi hem teknolojik altyapı hem de finansal açıdan ne kadar güçlü olduğunu gösterdi. Mobil bankacılık bir anda ana kanal, temassız ödemeler ve internetten ödeme ana ödeme yöntemleri haline geldi. Krediler, bir anda mobilden verilmeye başlandı. Hatta taksit öteleme işlemlerinin bile mobilden yapılabildiği bir aşamaya geldik. Pandemide şubelerin çalışma saatlerinin daralması bankacılık faaliyetlerini etkilemedi. Mevduatlar, dijital kanallardan fiyatlandı. Bu dönemde zorluklara rağmen hiç kimse ‘ben bankacılık hizmetlerine ulaşamıyorum’ demedi. Türkiye, pandemi dönemi kısıtlamalarında hiçbir aksaklık olmadan finansal hayatına devam etti.”

Dünyada uzun süredir dijitalleşme ve teknolojinin önemi konuşulurken, herkesin, dijitalleşmenin moda bir eğilim değil, bir ihtiyaç, ayakta kalmak için hayati bir zorunluluk olduğunu salgın döneminde daha net şekilde farkına vardığını ifade eden Aran, “Bu açıdan bakıldığında, bankalar artık birer teknoloji şirketine dönüşüyor. Bankacılık sektörünün geleceğini bu dönüşüm belirleyecek.” dedi.

Fintech ve techfin’lerle bankalar arasında rekabet

İş Bankası Genel Müdürü Aran, rekabetin, eski bildiğimiz sınırlar içinde birbirinden belirgin çizgilerle ayrılan tarzda olmayacağına dikkati çekti.

Bankacılıktaki rekabetin sadece bankalar arasında değil, fintech’ler ve techfin’lerle bankalar arasında da olacağını, bankacılığın sadece bankaların birbirleriyle rekabet ettiği bir alan değil, fintech’ler ve techfin’lerin de girdikleri bir alan haline gelmeye başladığını, tüm bankaların gelecek planlarını buna göre yaptıklarını belirten Aran, bu resmin birtakım fırsatlar da sunduğunu ifade etti.

Aran, dijitalleşmeyi tüm süreçlerine uyarlayan kurumların daha avantajlı hale geldiklerini vurguladı.

İş Bankası’nın teknoloji ve dijitalleşmedeki eğilimi görerek gereğini yapmak için çok önceden yola çıkan, bu kapsamda dijitalleşmeyi tüm süreçlerine adapte eden, Silikon Vadisi’nden Çin’e, Kıbrıs Kalkanlı’ya inovasyon merkezleri açan ve buralardan beslenen bir kurum olduğunu belirten Aran, her bir müşterinin kendisini “bankanın tek müşterisiymiş” gibi özel hissedeceği geleceğin bankacılık iş modelini, yapay zeka teknolojisini kullanarak hayata geçirmeyi ve müşteri deneyimini mükemmelleştirmeyi amaçladıklarını kaydetti.

Aran, teknoloji yatırımlarıyla müşterilerin pratiklik, hız ve kolaylık yönündeki beklentilerini kusursuz bir dijital deneyimle karşılayacak biçimde kaliteli ve özelleştirilmiş bir bankacılık hizmeti olarak sunmaya özen gösterdiklerini ifade etti.

Gelecekteki bankacılığın; ıslak imzaların atılmadığı, tüm işlemlerin tamamen dijital paralarla internet üzerinden yapıldığı, hatta bunun ötesinde bir banka sistemine girme zorunluluğunun olmadığı, hangi iş nerede yapılıyorsa o işin bir parçası olarak orada bankacılık hizmetlerinin alındığı bir biçimde olacağının altını çizen Aran, “Önümüzdeki dönemde açık bankacılık, platform bankacılığı, görünmez bankacılık, yapay zeka ile kişiselleştirilmiş bankacılık, dijital paralar ve blokzincir en çok konuşulan kavramlar olacak ve bunlar bankacılığa damgasını vuracak. İş Bankası’nı, tüm bu kavramların öncüsü olarak görmeye devam edeceksiniz.” dedi.

Finans sektörünü ve mevcut bankacılık iş yapış şekillerini temelden değiştirme potansiyeli bulunan açık bankacılığa ilişkin düzenlenmelerin peyderpey devreye girdiğine işaret eden Aran, veri sahipliğinin kurumlardan müşteriye geçtiği açık bankacılığın müşterilerin bankacılık hizmetlerine ilişkin deneyimini, bankaların kendi aralarındaki rekabetini ve fintech’lerle olan iş birliğini etkileyeceğini söyledi.

Aran, devamla şu değerlendirmelerde bulundu:

“Açık bankacılık denildiğinde; finansal erişimde bankaların tek aracı olmadığı, bununla ilgili lisans almış ya da bu alanda faaliyet gösteren fintech’ler ve techfin’lerin de artık müşteriye hizmet verdiği, dolayısıyla finansal erişimin bankalarla sınırlı olmadığı ve çok genişlediği bir dünya hayal etmemiz lazım. A, B, C bankalarındaki hesaplarınızı görmek için o bankaların uygulamalarına girmek zorunda değilsiniz. Bu alanda yeni kurulan bir şirket, gerekli izinleri alırsa size tüm bankalardaki hesaplarınızı gösterebiliyor ve bu hesaplarınız arasında para aktarımı yapabiliyor. Bu anlamda daha önce bankaların yaptığı işlemlerde bankaların tekeli kırılmış oluyor. Finansal erişimi yaygınlaştırması ve kolaylaştırması anlamında artı değer yaratan, müşterinin lehine olan bir kavram. Verinin sahibi olmak güzel, siz istediğiniz kuruma kullandırıyorsunuz. Örneğin, İş Bankası’na talimat gönderiyorsunuz, ‘X şirkete benim verimi gösterebilir, onunla veriyi paylaşabilirsiniz’ diyorsunuz. Biz de bu müşteri talimatının müşterimizden geldiğini teyit etmek kaydıyla gereğini yapıyoruz.

Buraya kadar olan kısmı çok güzel ama aynı zamanda müşterimizin güvendiği bu kurumların veri merkezlerinin güvenlik ve olgunluk seviyeleri, veri koruma deneyimleri, vatandaşlarımızın teknoloji ve finansal okuryazarlığı, müşterilerimizin verisinin bankacılık gibi sıkı düzenlenen ve denetlenen bir sektör dışında ne ölçüde korunabileceği konularında birtakım endişeler taşıyoruz. Çünkü bankalar; yapıları gereği veriyi koruyabilme kabiliyetine, geçmişine ve kültürüne sahipken, yıllardır bu konuda en sıkı şekilde denetlenirken, yeni kurulan fintech’lerin bu seviyeye ne kadar sürede gelebileceği, vatandaşlarımızın kendi verisine ne kadar sahip çıkabileceği konusu bence açık bankacılığın en kritik noktası.”

Aran, gelecekte bankacılık sektöründe önemli rol oynayacak kavramlardan birinin de blokzincir olduğuna işaret etti.

Dijital paralar konusuna da değinen Aran, özellikle dijital paranın para politikasının etkinliğini zayıflatmaması ve güçlendirmesi için mobil penetrasyonun ve banka hesaplarının toplumda yaygınlaşmasının önemli olduğunu vurguladı.

Aran, “Henüz bankacılıkla tanışmamış kesimler ya da mobil iletişimi olmayan kesimlerin dijital parayla harcama yapması çok kolay değil. Dijital paraya geçmek, dijital parada etkin olmak istiyorsak herkese bir banka hesabı açılması, herkesin bir mobil erişimi olması gerekecek. Bankacılık sektörünün kapsayıcılığının da artması gerekecek. Bu alanda bizi öncü olarak göreceksiniz.” şeklinde konuştu.

“Kripto paraya yatırılan birikimin bir gecede kaybedilmesi, yarılanması riski var”

Hakan Aran, dijital para ve kripto para konusunun birbirine karışmaması gerektiğini söyledi.

Blokzincir teknolojisi ve dijital paraların, geleceğin teknolojileri olduğunu, reform paketindeki dijital para konusunun kripto paradan çok farklı olduğunu daha önce ifade ettiğini aktaran Aran, şunları kaydetti:

“Merkez bankalarının çıkardığı dijital paralar, itibari paraların dijital versiyonudur. Oysa kripto paralar konusu; henüz ülkemiz dahil dünyanın pek çok ülkesinde düzenlemesi yapılmamış ya da kısmi yasaklama yönünde yapılmış, teknoloji, siber hırsızlık, fiyat oynaklığı, dolandırıcılık ve düzenleme açısından çok büyük riskler barındıran, aracılık yapan şirketleri seçerken dikkatli ve temkinli olunması gereken, henüz piyasa yapıcılığı olmayan riskli bir alandır. Bu alandaki servet çok az sayıda adreste toplanmış durumdadır. Ciddi bir yoğunlaşma vardır. Aracılık eden kuruluşların ise bir kısmı şeffaf, sahipliği, finansal gücü ve son durumu bilinen kuruluşlar değildir. Bunları anlatmaya çalışmış ve kripto paraya yatırım yapmış olanlar tarafından eleştirilmiştim. Bugün yaşanan fiyat düşüşleri, faaliyetine bir gecede son veren kripto para borsası ve vatandaşın parasını alarak bir gecede buharlaşan kripto para şirketi; kripto paralar için ‘yasal güvenceden yoksun kumardan farksız bir alandır’ derken ne demek istediğimi üzücü bir şekilde gösteriyor. Yasal düzenleme yapılana ve piyasa yapıcılığı kavramı gelene kadar vatandaşımızın tüm hayatı boyunca uğraşarak, zorluklarla oluşturduğu ve kripto paraya yatırdığı birikimin bir gecede kaybedilmesi, yarılanması riski vardır. Bir para veya menkul kıymet olmadığından yasal düzenlemesi yapılanlara göre çok yüksek riskli bir dijital varlıktır. Ülkemizde geçen hafta yapılan düzenleme sonrası Türkiye sınırları içinde bir ödeme aracı da değildir. Arkasında bizleri büyüleyen dağıtık blokzincir teknolojisi, lütfen gözlerimizi kamaştırıp kripto paralar konusundaki bu eksiklikleri ve riskleri görmemize engel olmasın.”

– “Borç ödemede sorun görmüyoruz”

İş Bankası Genel Müdürü Aran, diğer önemli sorunun ise büyümek için gerekli olan dış kaynağın temini ve cari açığın nasıl finanse edileceği konusu olduğunu vurguladı.

Şubat ayı itibarıyla 12 aylık kümülatif verilerle cari açığın 37,8 milyar dolar olduğunu belirten Aran, şöyle devam etti:

“Bizim finanse etmemiz gereken 37,8 milyar dolarlık bir cari açığımız var. İçeride bunu finanse edebilecek böyle bir birikimimiz var mı? Tüm borçlarımızı çevirsek dahi cari açığın finansmanını sağlayamadığımızda düşündüğümüz kadar büyüyemiyoruz. Büyümek için dışarıdan ilave sermaye akımına ihtiyacımız var. Bu giriş olmazsa ne olur? Düşündüğümüz kadar büyüyemeyiz. O zaman büyüme ve istihdam da sorunlarımız arasına katılır. Normalde yüzde 5, belki yüzde 6 büyüyebiliriz ama daha fazla büyümemizdeki en büyük engel, cari açığın finansmanı olacak. O nedenle biz Banka olarak 2021’de ülke ekonomisi için yüzde 3,5’lik büyüme öngörüyoruz. Cari açığımızı finanse edecek dış kaynak bulabilir, ülkemize daha fazla sermaye akımı çekebilirsek yüzde 3,5’in üzerinde bir büyüme gerçekleşebilir ama o zaman da enflasyon hedefini tutturmakta, enflasyonu indirmekte zorlanabiliriz. Dolayısıyla birbiriyle etkileşim içerisinde olan gerçekten hassas dengeler söz konusu.”

Türkiye’nin 190,3 milyar dolar düzeyindeki kısa vadeli döviz yükümlülüklerinin maliyetine katlanmak kaydıyla çevrilebileceğini ifade eden Aran, “Ülke risk primimiz yükseldiği için daha yüksek faiz oranlarıyla da olsa her kurum borcunu çevirebilir durumda. Dolayısıyla biz ödemeler dengesi konusunda, borç çevirme ve borç ödemede sorun görmüyoruz.” dedi.

“Kararlı duruş, beklentiyi bugün değiştirir”

Hakan Aran, bu açmazın nasıl aşılacağına dair de şunları söyledi:

“Benim öncelikle önerim şu olur; ekonomide öngörülebilirliğe ihtiyacımız var, süratle bunu sağlamamız lazım. Çünkü ekonomide birtakım parasal aktarım mekanizmaları vardır ve aldığınız aksiyonların sonuçlarını hemen göremezsiniz. Merkez Bankası bir faiz kararı alır, bunun enflasyona etkisini belki 4 ay sonra görürsünüz, büyümeye etkisini belki 6 ay sonra görürsünüz, istihdama etkisini belki 9 ay sonra görürsünüz. Ekonominin, fabrikanın, işletmenin yönetiminde alınan kararlar doğru bile olsa o kararların sonuçları, birtakım gecikmelerle ve parasal aktarım mekanizmalarının devreye girmesiyle birlikte zincirleme etkilerle ortaya çıkar. Çok hızlı sonuç beklemek, o sonuç gelmezse yanlış yaptığımızı düşünmek ayrı bir yanlışa götürebilir. O nedenle sabırlı olmak, bu alanda istikrarlı bir duruş ve öngörülebilirliği sağlamak çok önemli. Çünkü kararlı duruş, bugünün sonuçlarını hemen değiştirmez ama beklentiyi bugün değiştirir ve insanlar 4 ay sonra enflasyonun düşeceğini, 6 ay sonra istihdamın artacağını, Türkiye’nin daha fazla büyüyeceğini beklemeye başladıkları anda aslında siz bugünden sonuç almaya başlamış olursunuz. O nedenle beklentilerin pozitife dönmesi çok önemli. Ben buna inanıyorum. Ülke olarak böyle adımlar atarsak bu, çözümün de başlangıcı olacaktır. Bir yerden başlamak istiyorsak öngörülebilirliğe odaklanmanın doğru bir yer olacağını düşünüyorum.”

İlgili yazılar