Güncel İstihdam Manşet Video

Kadın göçmenlerin zor hayatı: Ucuz işgücü, şiddet, cinsel taciz… Doç. Dr. Coşkun anlattı…

Röportaj / Bilge Çevik

Göçmen kadınlar emek sömürüsü, cinsel istismar gibi ağır koşullarda Türkiye’de hayatlarını sürdürmeye çalışıyor.

Doç. Dr. Emel Coşkun

Kadın göçmenler üzerinde araştırmalar yapan Doç. Dr. Emel Coşkun ile Türkiye’deki kadın göçmenlerin yaşadıklarını ve bu konuda kanunların yeterli olup olmadığını konuştuk. 90’lı yıllarda itibaren kadın göçmenlerin sayısında ciddi bir artış yaşandığını belirten Coşkun, “Özelliklede eski Sovyet Bloku ülkelerinden Türkiye’ye ticaret yapmak ve çalışmak için gelen eğlence ve fuhuş yaptırılan kadınların olduğunu biliyoruz. 2000’lerden sonra da çok farklı gruplarından göç oldu. Son olarak da Suriye’den zorunlu olarak gelen mültecilerle birlikte kadın mülteci sayısında ciddi bir artış yaşandığını söyleyebiliriz” dedi.

‘45 Bin Kayıtlı Çalışan Kadın Göçmen Var’

Türkiye’de göçmenlerin genellikle kayıtsız çalıştığını ve bu oranın neredeyse yarısının kadın olduğunu örnekle açıklayan Emel Coşun, 2019 yılında çalışma izni alan göçmenlerin sayısının 145 bin civarında olduğunu; bu rakamın 90 bin civarının Suriyeli mültecilere,  45 binin ise kadınlara ait olduğunu belirtti. Coşkun, “Ev içi hizmetler ve konaklama hizmetlerinde daha çok kadınların çalıştığını bildiğimiz için bu alandaki izinlerin 45 bin civarında olduğunu görüyoruz. Bu da bize şunu söylüyor, aslında bu kadar farklı grup (sığınmacı, mülteci, düzenli, düzensiz, kâğıtsız) göçmen varken çok düşük çalışma izni veriyor” diye konuştu.

‘Kötü Muamele, Cinsel Taciz Çok Yaygın’

Emel Coşkun şöyle devam etti: “Kadınlar daha çok düşük ücretli, kadına atfedilen işlerde yoğunlaşıyor. Kadın göçmenler istisnasız olarak çalıştıkları işyerlerinde hem düşük ücret hem ciddi bir emek sömürüsü, çoğu zaman kötü muamele, bazen ücretlerini alamamak gibi uygulamalarla çok sık karşılaşıyorlar. Çalışan göçmen kadınların hemen hemen hepsi cinsel tacize de uğruyor. Bu koşulları belirleyen en temel faktör çalışma izni olmadan çalışmaları. Bu da onları işveren açısından çok daha rahat sömürülebilir bir işgücü haline getiriyor. Bir de çok daha kontrol edilebilir olduğu için de kadın göçmenler tercih ediliyor. Sadece ev içi bakım değil küçük imalat atölyelerinde, tekstil atölyelerinde de düşük statülü, düşük ücretli işlerde çalışıyorlar. Kayıt dışı çalışmak, sınır dışı edilme korkusuyla baskı altında çalışmalarına sebep oluyor” dedi.

Coşkun çalışma koşullarıyla ilgili şunları söyledi:

“Türkiye’de yasal bir kural var, yerli bir iş gücünün yapabileceği bir işte yabancı birini istihdam etmek için 10 yerli işçinin çalışıyor olması gerekiyor. Bu Suriyeli göçmenler için 5’te bir oranına indirildi. Türkiye’deki bürokrasi yerli iş gücü piyasasını, işçiler lehine kurulması, bazı işlerde göçmenler için ödenen sigortanın daha yüksek olması işverenlerin bu izinleri almaktan alıkoyuyor. ILO’nun (Uluslararası Çalışma Örgütü) bir takım sözleşmeleri var. Burada özellikle göçmen işçilerin haklarını korumaya yönelik olarak tavsiyelerde bulunuyor. Türkiye aslında çoğu sözleşmeyi imzaladı. Ancak burada bir yaptırım gücü yok, hem işverene ceza kesiliyor, hem de çalışan işçiye ceza kesiliyor. Göçmenlerin çalışma haklarına yönelik ciddi bir mekanizma bulunmuyor.”

‘Ciddi Politikalar Gerekiyor’

“Pandemi döneminde göçmenler çok ağır koşullara maruz kaldı, çoğu işini kaybetti ve ülkelerine dönemedi birçoğu dayanışma ağlarından destek bulmaya çalıştılar. Bir diğer sorun ise sağlık kaygılarının artmasıydı. Sağlık alanında göçmenler için özel bir politika geliştirilmedi. Bu koşullar aslında bize sistemdeki boşluğu da gösterdi. Bu süreçte göçmenlerin hem çalışma koşullarının kötü olduğu hem de sağlığa erişimlerinin çok daha kritik olduğunu gördük. ILO bu konuda bir açıklama yaptı. Özellikle ev içi çalışan kadın göçmenlerin maruz kaldıkları şiddete dikkat çekti. Bu dönemde hem iş yükünün arttığına hem de ev içi çalışanlara yönelik şiddet riskinin arttığını vurguladı. Dolayısıyla bu alanda ciddi politikalar gerekiyor. Göçmenler toplumdaki refahı sağlayabilecek önemli bir iş gücü olarak karşımıza çıkıyor. Bugün kullandığımız maskelerin çoğu onların atölyelerde ürettikleri maskelerdir. Hastahanede hastalara bakıyorlar, en çok ihtiyaç duyulan malların üretiminde çalışıyorlar. Olumsuz şartların önüne geçebilmek için kayıtlı olarak çalışmalarını sağlayacak mekanizmaların erişilebilir olması gerekiyor.

İnsan hakları ihlalleri, cinsel taciz ve tecavüz durumlarında çok rahat destek alabilecekleri mekanizmalar yok. Olmadığı gibi de sınır dışı edilme riski nedeniyle şikâyetçi olmadıklarını biliyoruz.”

İlgili yazılar