Manşet

TÜSİAD iktidarı özneyi söylemeden eleştirdi; Ömer Koç, Acemoğlu’nun konuşmasını notlar alarak dinledi

Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (TÜSİAD) uzunca bir aradan sonra ilk yüz yüze toplantısını, derneğin 50. kuruluş yılı projesi olarak hazırlanan ve Türkiye’nin geleceğinin inşası için bir yol haritası önerisi içeren “Geleceği İnşa” başlıklı raporu tanıtmak için yaptı. 

Gerek raporda gerekse TÜSİAD Başkanı Simone Kaslowski ile Yüksek İstişare Konseyi Başkanı Tuncay Özilhan’ın konuşmalarında iktidara eleştiriler yöneltileceği duyulmuştu; T24 yazarı Murat Sabuncu bu konuda önemli bir yazmıştı yazmıştı. Hem bu yazının uyandırdığı merak hem de uzun zamandır fiziki bir toplantıya katılmamış olmanın enerjisiyle Hilton Bomonti’de düzenlenen toplantıya gittim. 

İşdünyasının birçok tanınmış siması salondaydı. Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Koç, Arzuhan Doğan Yalçındağ, Cem Boyner, Ümit Boyner, Ömer Aras, Leyla Alaton benim dikkatimi çeken isimler arasındaydı…

Önce genel izlenim: TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi Başkanı Tuncay Özilhan ve özellikle de Başkan Simone Kaslowski’nin konuşmalarında muhalefetin dozu gerçekten dikkat çekici seviyedeydi. Laiklik, Merkez Bankası’na bağımsızlık, hukuk talebi.. Ekonomiye istikrarsızlık, kurumsuzlaşma eleştirisi.. “Ucuz emekle bir yere gidemeyiz” vurgusu… 

Özilhan’ın konuşmasında iktidarın ekonomi performansına eleştiriler içeren şu cümleler dikkatimi çekti:

“Cari açık ve bütçe açığına beceri açığı, bilgi açığı, liyakatlı kadro açığı ve yönetişim açığı da ekleniyor.  Düşen sadece TL’nin değeri değil, su rezervlerimiz, birbirimize güvenimiz, ihracatımızda yüksek teknolojili ürünlerin payı, mutluluk ve huzurumuz da geriliyor.”

Ama daha ilginç ve önemli olan laiklik ve demokrasi vurgusuydu:

“Gelişmiş, adil, saygın ve çevreci bir Türkiye inşa etmemizi sağlayacak kurumlar arasında özellikle laikliğe ve demokrasiye vurgu yapmak istiyorum.

Nasıl ki modern dünyanın ortaya çıkmasında, sanayi devriminin koşullarının hazırlanmasında demokrasi  asilzadelerin ayrıcalıklarına son vermişse, laiklik de ruhban sınıfının toplum üzerindeki kıskacını ortadan kaldırmış, özgürlük ve eşitliğin önünü açmıştır. Türkiye’nin de modernleşme sürecinde laiklik adeta ülkenin ve demokrasinin çimentosu olmuştur. 100 yıl önce cumhuriyetimizin kurucusu Atatürk ve arkadaşlarının modern dünyanın üyesi olmak doğrultusunda atmış oldukları geri dönülemez kararlı adımda en önemli ilke laikliktir. 100 yıl boyunca ayakta dimdik durmamızı sağlayan bu ilke önümüzdeki 100 yıl içinde de özlemlerimizi gerçekleştirmemizin en büyük teminatı olacaktır.

Bu çerçevede çalışmanın kurumlar başlığı altında yer verilen şu üç öneriyi çok önemsiyorum.

1.     Hukukun üstünlüğü ve yargı bağımsızlığının sağlanması çerçevesinde devletin tüm işlemlerinde hukukla bağlı olması ve etkin hak arama özgürlüğünün güvence altında olması

2.     Çoğulcu ve katılımcı demokrasinin güçlendirilmesi; bütün vatandaşlar için tüm hak ve özgürlük alanlarının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi standartlarında geliştirilmesi, siyasette ötekileştirme, ayrımcılık ve nefret söylemleri ile mücadele edilmesi,

3.     Kuvvetler ayrılığını güçlendirmek için denge ve denetleme mekanizmalarıyla yargısal denetimin güçlendirilmesi, şeffaf, hesap verebilir, daha az merkeziyetçi ve etkin bir kamu yönetimi anlayışının yerleşik hale getirilmesi

Bu adımları atabilmek, geleceği hep beraber inşa edebilmenin temelini oluşturacaktır. 

Özne yoktu

Özilhan’ın cümleleri demokrasi ve laiklikten yana çok güçlü vurgular içeriyordu. Ama hâlâ özne yok. Türkiye’nin bir laiklik ve demokrasi sorunu olduğu açık. Zaten Özilhan durup dururken bu konuya vurgu yapmak istemiş olamaz. Peki ama laiklik ve demokrasi sorununun kaynağı ne, sorumluları kimler? Yanıt yok. Belki de “Buna da şükür” demek gerekiyor…

Kaslowski’den eleştiriler…

TÜSİAD Başkanı Simone Kaslowski’nin konuşması ise daha köşeliydi. Laiklik için şöyle dedi: “Laiklik din ve vicdan özgürlüğünün güvencesidir. Laiklik ilkesini özümsememiş bir toplumda eşit vatandaşlık kavramının ve bilincinin yerleşmesi çok zordur. Hatta imkansızdır. Vatandaşlık bilincinin olmadığı yerde ise modern ve demokratik bir toplumu kurmak, korumak güçleşir.”

Kaslowski kişi başına gelirdeki gerilemeye dikkat çekti:

“Kişi başına gelirimiz 2007 seviyesinin dahi altına düştü. Çalışabilen nüfusumuzun iş gücüne katılım oranı ancak %50-55 civarında takılı kalıyor. Bugün işgücü piyasasında, en geniş tanımlı işsizlik oranımız % 22 gibi oldukça yüksek bir seviyede, Dünya Adalet Projesi hukukun üstünlüğü endeksinde 139 ülke içinde 117. Sıradayız. Bu tabloya baktığımızda bizim yeni bir Kalkınma anlayışına duyduğumuz ihtiyaç çok açıktır.”

Gençlerin yurtdışına göçünün arkasında özgürlük eksikliği olduğunu belirtti:

“En becerikli, eğitimli, yetenekli, hayalleri olan gençlerimiz, gözbebeklerimiz istikbali başka ülkelerde arıyor. Ülkemiz 1960’lardan beri göç veriyor. Ancak bugünkü göç yeni ve daha önce benzerini görmediğimiz, bizi kemiren bir göç.

Genç işsizliği, özgürlük alanlarının daralması, güzel bir hayat kurabilme olanaklarının azalması da bu yeni nesil göçün hızlanmasına yol açıyor. Doktorlarımız, yazılımcılarımız, girişimcilerimiz, yaratıcı beyinlerimiz, geleceklerini başka yerlerde kurmak üzere ülkemizi terkediyor.

Bu durumu durduramaz ve tersine çeviremezsek ülkemiz insan kaynağı açısından da çoraklaşacak. Yeni bir anlayışla geleceğimizi inşa etmek, bizi bu olumsuz girdaptan da çıkartacaktır.”

Kaslowski’nin konuşmasının da özgürlük, hukuk vurgusu açısından çok değerli olduğunu ve fakat onun da Özilhan’ın konuşmasındaki özne eksikliğinden muzdarip olduğunu söyleyebiliriz.

Ömer Koç notlar alarak dinledi

Özilhan ve Kaslowski’nin konuşmalarından sonra söz “Geleceği İnşa” başlıklı raporu hazırlayan bilim insanı Daron Acemoğlu’ndaydı.

Daron Acemoğlu TÜSİAD toplantısındaki konuşmasında 2006’ya kadar olan dönemi övüp AKP’nin son 15 yılını, özellikle son 5 yılı ağır denebilecek şekilde eleştirdi. “Geleceği İnşa” raporunu başlı başına ayrı bir yazının konusu yapmak gerekiyor… 

TÜSİAD toplantısına dair izlenimlerimi dikkatimi çeken bir detayla bitirmek istiyorum: Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Koç, Acemoğlu’nun dünyada son dönemde demokraside yaşanan gerileme ve Türkiye’de son yıllarda ekonominin kötüye gidişiyle ilgili anlattıklarını kalemle defterine notlar alarak dinledi…

İlgili yazılar